Soğuk bir gece yarısında toplanıldı Yoğurtçu Parkında…

Lacivert ve soguk bi gecede, “Fenerbahçe sevgisini Sarı’nın kendini olabildiğince hissettirdiği Şanlıurfa’dan yansıtıcaktık bu Dünya’ya.. Yakmadan önce son birkez daha anlatıcaktık aşkımızı dosta, düşmana..” bunun hayaliyle kızarıyordu sigaramızın ucu, görünmüyordu yolumuzun ucu bucu…

01:55 otobüsündeki yerimizi alıp Sabiha Gökçen havaalanına gidip daha sıcak bir ortamda sabahlayacaktık..Makara muhabbet, uyuklama faslı derken ilk hedefe ulaşmıştık.
Günün ilk ışıklarıyla beraber biz de yükseliyorduk göklere ve Adana’ya kadar hiç durmayacaktı bu kafile.. Nitekim sabah 8-9 arası Adana’ya ulaşmıştık ve hava limanının hemen önünden otobüse binildi. İnceden inceden akıyorduk Şanlıurfaya, güneş kendini biraz daha hissettiriyordu camları kaplayan perdelerin, Urfa yolunu kaplayan dağların ardından.
Şehrin dört bir yanı “Seni Seviyoruz Trabzonspor”vb. bilimum Kardeşlik (!) pankartlarıyla süslenmişti.
Güldük geçtik, yolumuza devam ettik.

Ufak bi yemek organizasyonunun ardından GAP ARENA’ya doğru ilerliyorduk. Artık Şanlıurfada’ydık, sevdamız yüreğimizde, umutlarımız avuçlarımızın içinde ve yumruklarımız göklerde; şarkılarınsa dilimizdeydi Fenerbahçe.. ve Trabzon kafilesinin ardından “Nasıl Koydu Aykut Kocaman?” tezahuratını sinsi bir tebessümle söyleyerek ilerliyorduk…

Maç oynandı ve bitti, kupa yine ellerimizden gitmişti…

Tribünlerimiz güneş ışığına ve onun getirdigi olağanüstü sıcağa ramen gayet iyiydi
Aslında herşey çok iyiydi, bir tek sahada kötü olan bi futbol takımımız vardı, şu teneke zımbırtısı bu sene adaletli bi seçim yaptı ve hak edenin tarafına gitmeyi tercih etti.. Trabzonspor’u tebrik ederiz.

Moraller bozuk, “kesin büyü var.”, “lanetli bu kupa, haram bize haram!” gibi serzenişlerle ilerliyorduk fakat bir çoğumuz da alışmıştık bu alışılagelmiş sonuca normal ve soğukkanlı karşılamıştık.

Otobüsle şehir merkezine inip hem akşam yemek ziyafeti çekip hem de Balıklı Göl’ü görecektik.  Yemegimizi yedikten sonra kendi çapımızda restorantın avlusunda oturduk ve yukarda yapılan sıra gecesine eşlik ettik.  Grup CK ile birlikte içimizi döktük, eğlendik, türküler söyledik… Daha sonra Balıklı Göl gezisinden sonra Adana yollarına düşüyorduk otobüsü beklerken yanımıza yanaşan bi dayı ‘Şanlıurfa Fenerbahçelidir, halk Fenerbahçelidir bunları yapanlar gerçek Urfalılar degildir, kupayı kaybettik üzülmüyorum da bunları görünce üzülüyorum’ demesi herşeyi bir daha açık açık ortaya koyuyordu, dönüş vakti gelmişti artık iyisiyle kötüsüyle Şanlıurfaya veda ediyorduk..

Meşakkatli bir dönüş yolu bizleri bekliyordu, bestelerle laylay yaparak geçti Adana’ya kadar yol.
Yine sabahlayacaktık, bi çaybahçesinde oturup uzun süre herkes kendi arasında makara muhabbet yaparak vakit geçirdi daha sonra Adana hava limanına gidip uyumayı tercih edenler oldu
Bir şekilde sabahladık, yine güneş doğdu, karanlık kayboldu ortadan.
Güneşle beraber biz de uçakla yükseliyoruz gökyüzüne, üzerimizde yine çubuklu formalarla…
Fenerbahçe bu ülkenin en büyük gerçeğidir, güneşin doğması kadar normaldir şampiyon olması…
Güzel ve güneşli günler bizim olsun…

Hafta sonu Ankara’ya deplase oluyoruz, esas kupayı müzemize getirmek için…

VamosBien