Günden güne, taraftar olmanın, taraf olmanın manevi değerinin üzerinin tamamen çizilmeye başlandığı bir ortamdayız. Yönetimlerin taraftarlara bakışı ve taraftarların da farklı durumlarda sergiliyor olduğu refleksler hep bu acı gerçeği doğrular cinsten. Bugün çoğu statta bilet fiyatları sadece daha fazla kazanabilme kriteriyle belirleniyor, işin pazarlama boyutunda da mantık aynı. Taraftar da renklere bağlılığını, taraf olmayı ve daha çok sevmeyi, bu yaklaşımın etkisinde kalarak farklı kriterlere göre değerlendiriyor. Örneğin destek olmak daha çok forma almak, Fenerium’a daha fazla para bırakabilmekle ölçülüyor. Taraftarın takımlara bakışı “para verdim, karşılığını beklerim” mantığı ekseninde şekilleniyor; taraftarın, oyunun bir parçası olduğu, sahadaki sporcular kadar oyuna etkisi olduğu gerçeği tamamen yok sayılarak destek vermek bir yana, kendi takımının oyuncusu sahada yuhalanabiliyor, ıslıklanıyor. Bugün, hiç de azımsanmayacak sayıda taraftar için sezon transfer dönemlerinden ibaret. Elbette her taraftarın takımı için iyi olduğunu düşündüğü şeyleri söylemeye, eleştirmeye, tartışmaya hakkı var; ancak bu tavrı mutlak bir beğenmezliğe dönüştürmek, tuttuğu takımın daha iyi gitmesinin önündeki en büyük engel belki de… Kulübün artan ekonomik gücüyle birlikte yükselen beklentiler, yukarıda bahsettiğimiz tavırlarla birleşerek ortaya korkunç bir tahammülsüzlük çıkartıyor.
Bu profilden tribün emekçileri ve emek ürünleri de nasibini alıyor elbette; Kayserispor maçında yaşanan olaylar bunun en yakın ve acı örneği… Taraftarın oyunun bir parçası olduğunu, tribünde güçlü ve etkili olmanın sahaya psikolojik üstünlük olarak yansıdığını düşünen ve buna göre hareket eden tribün bireylerinin günler süren emek yoğun çalışmalarıyla ortaya çıkardığı tribün görsellerinin, aynı tribünde yer alan taraftarlar tarafından (en hafif tabirle) saygı görmemesi maalesef sıkça karşılaştığımız bir durum. Tribünde ortaya çıkacak bir emek ürününü sahiplenmek, sorunsuz bir şekilde organizasyonun tamamlanması için elinden geleni yapmak, günlerce süren çalışmaya sadece birkaç dakika da olsa destek olmak bir yana bu işe köstek olmak, o iş için günlerce uğraşmış taraftarların uğrayabileceği en büyük haksızlık belki de…
Spor ve takım sevgisi amatör bir ruhtur, ‘taraftar’ olmak farklıdır. Bugün “ne zevk alıyorsun bu işten?” diyen birine verecek yüzlerce cevabı vardır taraftarın. Dayanışmayı görür orada, destek olmayı öğrenir, mücadeleyi, mücadele etmeyi, sosyalleşmeyi… Her yaştan, her profilden insanla tanışır, ilişkilerini yönetir. Düşünür, yaratır, yaratıcılığını geliştirir. Paylaşır, üzüntü, sevinç, hırs, sinir, hepsi vardır orada, tribünde, takım sevgisinde. Takım sevgisini yaşatan, taraftarı ve tribünü anlamlı yapan bunlardır, bu değerlerdir. Sevmek, bağlı olmak, taraf olmak bu değerlere sıkı sıkıya bağlanmak ve bu amatör ruhu yaşatmaktır.
Endüstriyelleşmenin sporun iliklerine kadar işlediği bu ortamda Vamos Bien olarak, emek ortaklarımız Ünifeb ve Grup CK ile birlikte Fenerbahçe tribünlerinin gücü ve etkinliği, yukarıda bahsettiğimiz değerlerin yaşatılması adına çok önemli bir seneyi geride bıraktık. Günlerce süren çalışmalarda çok fazla şeyi paylaştık, gücümüzü, yorgunluğumuzu, emeğimizi; sonrasında bazen sevinci, bazen üzüntüyü ama her daim gururu… Bir spor kulübü olarak çok başarılı geçen sezon futboldaki tatsız final ile darbe aldı, bu son herkesi derinden yaraladı. Daha farklı bir son hepimizin beklentisiydi, olmadı. Önümüzdeki dönemde, bu kötü sonun etkilerini ortadan kaldırma, ayağa kalkma adına herkese daha fazla sorumluluk düşüyor. Bu konuda Vamos Bien olarak, emek ortaklarımızla birlikte üzerimize düşeni yapmak adına gelecek sezonu aynı heyecan ve motivasyonla bekliyoruz.
Son olarak, tüm sene dayanışma içinde olduğumuz Ünifeb ve Grup CK’ya, geride bıraktığımız sezonda Fenerbahçe tribünlerinden yükselen bu gür sesin yaratılmasında göstermiş oldukları özveri ve vermiş oldukları emekler için teşekkürü borç biliriz.

