İsrailin devlet terörü kan dökmeye devam etti yine. Bu sefer de bir yardım gemisine, kendi suları olmayan kara deryalarda saldırarak insanları öldürdüler. Gemidekilerin bazılarının dünyaya bakış açıları savunamayacağımız bir noktada olsa da insanlık onurumuz için öncelikle dediğimiz cümleyi tekrarladık bir daha “Mesele politika değil, mesele yaşam!”
Fenerbahçe – Efes Pilsen final serisinin son maçı olmasını dilediğimiz maçtan önce (ki son maçı da oldu hakikaten) sanal mesajlajma alanlarında yahut telefon görüşmeleriyle “ne yapsak, ne etsek?”, “şunu yazsak mı?”, “bez var mı, boya var mı?”, “şudur budur,lelelel” derken bir anda şimşek çaktı beyinlerde: “KARA DERYALAR FENERLE AYDINLANIR, KANLA DEĞİL“. Aha dedik, işte budur hacı, dijital baskı olsun, hafta içi bez bul, boya bul, adam bul, maçtan bir gün önce paniğe kapılmayalım. Masrafı zaten belki daha az dijital baskının. neyse bunlar teferruat.
Çarşamba öğlene doğru pankart teslim alındı matbaadan. sorduk alan arkadaşa telefonda; “nasıl yahu pankart?”, “Valla” dedi “moruk şahane olmuş, boru gibi duruyor”.
Salona ulaştık, Vamos Bien adına -galiba- salona katılım rekoru kırdık 30 civarı kişiyle. bu 30 kişinin 10 tanesinin de aramıza yeni katılmış olması grubumuz adına güzel bir gelişme, kalıcı olmaları ümidiyle.
Maç öncesi otoparkta gergin (ataman) bekleyişler yine, saat olmuş 19:37. Bu 30 kişinin 10 tanesi (bu 10 kişinin hepsi yeni arkadaşlar değiller) ortalıkta yok ve bir arada değiller. Telefon görüşmeleri, “nerde kaldın ulan”lar, küfürler, sigaralar (boş) dönüyor ellerde. neyse 20.10′da son gelen de girdi içeri. Ama 3 kişi otoparktayız hala. pankartı balkona sallarız, yukardan tutarsınız basitliğindeki ilk planımız balkonda spor büro, balkonun altında çevik kuvvet kalabalığından dolayı yalan oluyor, diğer kapıları kesiyoruz. Böyle garip, mavinin en çirkin, en küfür tonu dolu ortalıkta. Pankart arkadaşın minibüsünün altına yattı, dinlendi bu sürede.
Her kapıyı kesmeler, arada gelen telefonlar;
- Oğlum neredesiniz girsenize maça?!
- Dostum, ben televizyondan izliyorum maçı, pankartı neden açmadınız?
- 20 sayı fark attık ilk çeyrekte!
vesaire, vesaire…
Devre arasına az bir süre kala akla şahane bir fikir geliyor, bu fikri bulan “kabilenin en zekisi” ödülünü kazandı ama maç sonunda bu ödülü haketmediğini muazzam dansıyla kanıtladı ya, o başka mesele.
*Pankartı nasıl soktuğumuzu da buraya açık açık yazmayalım, merak edenler öğrenirler bir şekilde
bu sürede yayın aracının yanına yanaşıp maç izlemeler, siz giremediniz mi maça soruları, yoo biletimiz var ama girmedik cevapları, siz galiba manyaksınız bakışları yayın aracından derken biri geliyor kapıdan yarelel yarelel. Sallıyoruz pankartı çantaya, katlaya katlaya. biz de devre arasında mavinin en çirkin, en küfür tonuyla ufak bir gerginlik yaşayarak giriyoruz içeri, arkadaşlar soruyor: “Nerede kaldınız, pankart nerede?”. çanta geliyor, devreden önce “Nerede açsak”, “Nasıl tutsak” (özgür tutsak diyesimiz geldi bir anda), “Müdahale olursa şöyle yapıyoruz” derken olduğumuz yerde pankartı açtık, etrafımızdaki insanlar pankartı sahiplendi görüşleriyle ki bu da gurur verici bir noktaydı, diğer arkadaşlardan pek ses çıkmasa da.
Ne demiştik;
ÖZGÜR FİLİSTİN, ÖZGÜR TARAFTAR!
Aynen, her zaman…


