Hiç alışık olmadığımız bir Ayhan Şahenk maçıydı; Fenerbahçe çok yüksek yüzdeyle atarken Efes’in dış şut yüzdesi felaketti (1/15 3 sayı). >>>
20 Mayıs 2010 by admin
Hiç alışık olmadığımız bir Ayhan Şahenk maçıydı; Fenerbahçe çok yüksek yüzdeyle atarken Efes’in dış şut yüzdesi felaketti (1/15 3 sayı). >>>
12 Mayıs 2010 by admin
Fenerbahçe kadın basketbolda zirvede, üstelik bu sezon oynadığı tüm maçları kazanarak, tıpkı kadın voleybol takımımızın yaptığı gibi… Ligdeki en ciddi rakibi G.Saray’ı son maçta 82-78, seride de 3-0 ile geçen Fenerbahçe’miz mutlu sona ulaştı; sene boyunca ligde oynadığı 29 maçta da kayıp vermedi. Sakatlık sorunlarına rağmen zorlu seriyi 3 maçta bitirme başarısı gösteren takımımız bu büyük başarıyla birlikte üst üste 5., toplamda da 8. Kez bu kupanın sahibi olmuş oldu. Amatör branşlarda gelen 3. lig kupası, hafta sonu futbolda da benzer sonu bekleyen milyonlarca Fenerbahçe taraftarı için heyecan ve mutluluğu bir kat daha arttırdı. Bu muazzam tabloda emeği geçen, Türkiye’nin en büyük spor kulübünü başarıdan başarıya koşturan herkese emekleri için sonsuz teşekkürler. VamosBien
10 Mayıs 2010 by admin

Fenerbahçe camiası hafta içi kupada hüzün yaşamış, kaybetmiş; moralsiz ya da en azından öyle olmalıydı.
Futbolcular moralsiz, yoğun temponun arasında yorucu ve yıpratıcı bir maç yapmışlar Urfa’da; bu maça iyi hazırlanamamışlardır ya da en azından öyle olmalıydı.
Yıllardır kazanılamayan kupa bu sene de uzak kalmış müzeden; taraftar kızgın, kırgın ya da en azından öyle olmalıydı.
Ankara zorlu deplasman, gülememiş Fenerbahçe ne zamandır; e hava da kötü, yağmurlu, sıkıntılı. Şartlar kötü Fenerbahçe için ya da en azından öyle olmalıydı.
Rakip Ankara yönetimi 15 gün öncesinden bilenmiş, Fenerbahçe kalesini demeç bombardımanına tutmuş, sağlı sollu geliyor; taraftarı stat girişinde onlarca sorunla karşılaşıyor-karşılaştırılıyor, tribüne girebilmek için ilk devrenin büyük çoğunluğunu dışarıda geçirenler var. Psikolojik savaş kazanılmıştı Ankara lehine ya da en azından öyle olmalıydı.
Ankaragücü güçlüydü, Rothen’i, Geremi’si vardı, yıldızlar topluluğuydu; Fenerbahçe’nin Alex’i, Gökhan Gönül’ü, Emre’si sıradan oyunculardı çünkü… Fenerbahçe kazanamazdı ya da en azından öyle olmalıydı.
Bursa’dan ciddi katılım var tribünde, sağdan-soldan yükselen “Bursa” sesleri “Bursankara” kardeşliği adı altında herkes için normal bir durumdu; sayıca kat be kat fazlaydı Bursankara ekibi taraftarları, tribünde bastırmalılardı Fenerbahçe’yi ya da en azından öyle olmalıydı.
Yukarıdaki tablo çoğunun beklentisiydi dün Ankara’da, Fenerbahçe tökezlemeli, kayıp vermeliydi bu şartlar altında. Ancak ne şartlar, ne de ortaya çıkan sonuç “çoğunluğun” beklentisini karşılamadı, son sözü yine Fenerbahçe söyledi.
Takım aç idi, istekliydi, coşkuluydu; Trabzon maçı bir kazaydı onlar için, unutuldu. Taraftar da bir kenara bıraktı sıkıntısını, en büyük ve en anlamlı kupayı kazanmak için önünde sadece 2 maç olduğunu biliyordu her iki taraf da… Kenetlendi takım ve taraftar, sarı-lacivertli futbolcular sahada, taraftarlar da tribünde büyük üstünlük kurdu rakiplerine. İlk yarıda gelen golün ikinci yarının başında, üstelik herkes “Alex niye yok” sorusunu tartışıyorken Güiza tarafından takviye edilmesi zaferin işaretçisiydi. Ardından Baroni uzaklardan vurdu, golün sesi ve coşkusu yine uzaklardan duyuldu. Skor tabelasında 0-3 yazıyordu, Fenerbahçeli mutluydu. Maçın başında “Bursa” olarak yükselen sesler artık “Trabzon” diye çınlıyordu statta; Fenerbahçeli daha mutluydu, gururluydu, yine birilerini başkasının adını çağırtmak zorunda bırakmıştı. Hesabı da sevinci de tekti, kazanmıştı, yine kendi işini kendi görmüştü.
Dün geceden sonra önünde sadece 1 maç var Fenerbahçe’nin şampiyonluk için, kazanması durumunda başka hiçbir hesaba ihtiyacı olmayacağı bir Trabzon maçı. Herkesin içinde müthiş bir heyecan, müthiş bir coşku var, gelecek hafta Pazar günü ortaya çıkmayı bekleyen. Dünkü skor takıma, takıma omuz verenlere, tüm Fenerbahçe camiasına armağan olsun. Sadece 1 maç, sonrasında söyleyecek daha çok sözümüz olacak…
VamosBien
10 Mayıs 2010 by admin

Camiada en az ilgiyi toplayan ve yalnız kalan branş erkek basketbol; amatörlere hiçbir zaman tam olarak yerleşmeyen ilgi-alaka uzunca süredir onları tamamen terk etmiş durumda. Derbi maçları ve Efes serileri gibi ekstra motivasyonlar dışında hep boş salonlara oynayan bir takım, yalnız yolculuğunda final kapısına dayanmış durumda.
Normal sezonu 2. sırada tamamlayan erkek takımımız, İzmir temsilcisi Bornova Belediye’yi 3-0 ile geçtikten sonra Balıkesir ekibi Banvit’in karşısına dikilmiş durumda. Normal sezonda oynanan maçlarda karşılıklı birer galibiyet alındığı için 0-0 başlayacak seride amaç finale çıkmak ve bunu da mümkün olduğunca az yıpranak gerçekleştirerek, muhtemel rakip Efes karşısına daha diri dikilmek.
Serinin ilk maçı bu akşam 20:00’de Abdi İpekçi Spor Salonu’nda oynanacak. Erkek ve kadın voleybolda zirveyi kapan, futbol ve kadın basketbolda da şampiyonluk kupalarının bir ucundan tutan takımlarımızın ardından erkek basketbolda da aynı sonuca ulaşmak için gün sayıyoruz. Bu yolda onlara hak ettikleri desteği, en azından sezonun şu son bölümünde vermek de taraftar olarak önceliğimiz olmalı.
Takımımıza başarılar diliyoruz. Kupa koleksiyonunda onlar için de müzede yer ayırtılmış durumda, Türkiye Kupası zaferlerinden sonra…
VamosBien
08 Mayıs 2010 by admin
Fenerbahçe-Galatasaray final serisi 2. maçı bugün yine Caferağa’da oynandı ve gülen taraf, 1 uzatma sonunda 61-56 ile yine Fenerbahçe oldu.
Mücadele düzeyi ve savunma sertliği olarak ilk maçla benzeşen bir mücadele oldu; Galatasaray yine 50′li sayıları geçemedi, uzatma bölümünde sayı dahi bulamadı. İlk maçtan farklı olarak mücadeleye Fenerbahçe iyi başladı, öne fırladı. Çok uzun süre oyunu önde götüren taraf basketbolcularımızdı ancak G.Saray’ın direnci hiçbir zaman kırılmadı. İlk yarının sonunda farkı 3 sayıya kadar indiren G.Saray karşısında devre sonunda gelen Penny üçlüğü Fenerbahçe’yi soyunma odasına 6 sayılık fark ve moralle gönderdi.
İkinci yarıda savunmalar daha da sertleşti, Fenerbahçe sayı bulmakta zorlandı. G.Saray 3. çeyrekte ilk defa 15 sayının üzerinde skor üretti ve ekibimizi 13 sayıda tutarak farkı kapattı. Son çeyrekte sarı-kırmızılılar Fenerbahçe’yi yakaladı ve hatta öne geçti. Bu bölümde Fenerbahçe’nin kaçırdığı serbest atışlar ve verdiği hücum ribaundları önemli rol oynadı. Maç boyunca G.Saray 17 hücum ribaundu aldı, ribaundlarda 43-27′lik üstünlük sağladı; Fenerbahçe (3′ü Penny’nin olmak üzere) 7 serbest atış kaçırdı. Powell’dan yine katkı alınamadı, Tammy alışılandan daha az skor üretmeye devam etti. Daralan rotasyonda Fenerbahçe sadece 7 oyuncusunu kullanabildi, Birsel ve Penny 41′er dakika oynamak durumunda kaldılar. Yorucu, yıpratıcı bir mücadele oldu.
Maçın Fenerbahçe adına en önemli ismi Penny Taylor idi, Ebony Hoffman da önemli anlarda bulduğu 2 kritik 3 sayılık atış ile altı çizilmesi gereken performanslardan birine imza attı. Galatasaray’ın en etkili ismi Tamika Catchings’di, 14 sayı üretip 16 ribaund aldı, 45 dakika oyunda kaldı ve hiç kenara gelmedi; yaptığı 9 top kaybı ise onun ve takımının adına en olumsuz not idi.
Ekibimiz, rakibin standartları zorlayan sert savunması karşısında hücumda bocaladığı bir günde daha, üstelik bahsettiğimiz bu ribaund ve serbest atış dezavantajlarına rağmen müsabakadan galip ayrılmasını bildi. Şimdi Fenerbahçe seride 2-0 önde ve deplasman turları başlıyor. 3 galibiyete ulaşan takımın şampiyon olacağı seride Fenerbahçe avantajı sonuna kadar eline geçirmiş durumda. Artık Galatasaray’ın, sene boyunca ligde hiç yenilmemiş ekibimizi 3 kez üst üste yenmesi gerekiyor.
Takımımıza tebrikler, salı günkü maç öncesi de başarılar… Salı günü bu işin bitmesini ve kupanın kraliçelerin ellerinde yükselmesini diliyoruz.
08 Mayıs 2010 by admin
Final serisi ilk maçında Galatasaray’ı 57-51 mağlup eden Fenerbahçe Kadın Basketbol Takımı bugün Caferağa Spor Salonu’nda rakibini tekrar konuk ediyor. Çekişmeli ve savunma sertliğin üst düzeyde olduğu ilk maçı kazanarak avantaj yakalayan Fenerbahçe’miz, bu galibiyetin anlam kazanması için bugün de kazanmak ve seride durumu 2-0′a getirmek istiyor.
Perşembe günkü mücadelede, sakatlıklar sebebiyle daralan rotasyonun ve Tammy-Powell gibi yabancı oyuncularının performans düşüklüğünün sıkıntılarını yaşayan takımımızın maçı koparmasında etkili olan savunma direnci ve taraftar avantajı hiç şüphe yok ki bugün de en ciddi avantajlarımız olacak. 3 galibiyet alan takımın 2009-2010 sezonunu şampiyon bitireceği seride 2 adım öne fırlamak için kazanılması gereken bu maçta takıma omuz vermek için salonda olacağız.
Kraliçelere başarılar diliyoruz.
VamosBien
07 Mayıs 2010 by admin
Büyük çoğunluğa göre beklenen, olması gereken son gerçekleşti, sezonun tartışmasız en iyi takımı bu başarısını son ve en büyük kupayla taçlandırmasını bildi. Dediğimiz gibi, beklenmedik bir son değildi; geçen seneki gibi işin içinde bir parça sürpriz yoktu, ilk iki maç son derece çekişmeli geçse de kağıt üzerinde 3-0’lık bir skor vardı. Zaten sezon boyunca 50 maçta sadece 2 kez yenilmişti bu takım. Fenerbahçe’nin şampiyonluğu büyük çoğunluk için öngörülebilirdi, “olmazlarsa ayıp”lık bir hava dahi yaratılmıştı. Beklenen oldu, kupa geldi. Bu denli favori olmak, zaferin bu kadar kendini belli ederek gelmesi geçtiğimiz sezondan daha farklı bir ortam yaratmış olsa da Fenerbahçe taraftarı için bu kupanın anlamından bir şey yitirilmemişti. Taraftarı da, oyuncusu da, yönetici de bu kupayı istiyordu, istedikleri ve hak ettikleri oldu.
Serinin son maçında tribünler 17:30 itibariyle dolmuştu, kalan ufak tefek boşluklar da maç saatine kadar doldu, hatta taştı. Maç Fenerbahçe adına kötü başladı, ilk sette rakip 6 sayı öne fırladığında yine çekişmeli bir maçın sinyalleri veriliyordu. Fenerbahçe farkı tam da kapatılması gereken yerde, 20’li sayılara gelmeden kapadı, son bölümde de öne geçip seti kopardı. 2. Sette çekişme çok daha büyüktü, rakibin maça ve kupaya tutunması için belki de en önemli dönemeçti ancak bu seti de Fenerbahçe 26-24 ile geçti. Son sette 11-3 ile öne fırladı Sarı Melekler, herkes rakibin direncinin kırıldığını beklerken Vakıfbank Güneş Sigorta’dan, tıpkı tüm seride olduğu gibi, takdiri hak edecek bir direniş daha geldi. Skor 13-13’e geldi, ardından rakip öne geçti. Setin ve maçın son bölümündeki servis etkinliği ve atmosfer avantajı Fenerbahçe’ye maçı ve kupayı getirdi.
Erkek voleyboldan sonra kadınlarda da zirveye çıkmak, en büyük olmak Fenerbahçe Spor Kulübü’nün geldiği nokta en güzel ve özel tarifiydi. Yıllarca müessese kulüplerinin domine ettiği branşlarda kovalanan, izlenen takım olmayı başardı Fenerbahçe. Nati’sinden Gamova’sına, Eda’sından Songül’üne kadar tüm takımı, lig şampiyonluğu kupasını 2. Kez, üstelik üst üste müzesine götüren Sarı Melekler’i kutluyor, teşekkürü borç biliyoruz. Emeği geçen herkese ve Fenerbahçe Spor Kulübü’ne kutlu olsun.
07 Mayıs 2010 by admin
Soğuk bir gece yarısında toplanıldı Yoğurtçu Parkında…
Lacivert ve soguk bi gecede, “Fenerbahçe sevgisini Sarı’nın kendini olabildiğince hissettirdiği Şanlıurfa’dan yansıtıcaktık bu Dünya’ya.. Yakmadan önce son birkez daha anlatıcaktık aşkımızı dosta, düşmana..” bunun hayaliyle kızarıyordu sigaramızın ucu, görünmüyordu yolumuzun ucu bucu…
01:55 otobüsündeki yerimizi alıp Sabiha Gökçen havaalanına gidip daha sıcak bir ortamda sabahlayacaktık..Makara muhabbet, uyuklama faslı derken ilk hedefe ulaşmıştık.
Günün ilk ışıklarıyla beraber biz de yükseliyorduk göklere ve Adana’ya kadar hiç durmayacaktı bu kafile.. Nitekim sabah 8-9 arası Adana’ya ulaşmıştık ve hava limanının hemen önünden otobüse binildi. İnceden inceden akıyorduk Şanlıurfaya, güneş kendini biraz daha hissettiriyordu camları kaplayan perdelerin, Urfa yolunu kaplayan dağların ardından.
Şehrin dört bir yanı “Seni Seviyoruz Trabzonspor”vb. bilimum Kardeşlik (!) pankartlarıyla süslenmişti.
Güldük geçtik, yolumuza devam ettik.
Ufak bi yemek organizasyonunun ardından GAP ARENA’ya doğru ilerliyorduk. Artık Şanlıurfada’ydık, sevdamız yüreğimizde, umutlarımız avuçlarımızın içinde ve yumruklarımız göklerde; şarkılarınsa dilimizdeydi Fenerbahçe.. ve Trabzon kafilesinin ardından “Nasıl Koydu Aykut Kocaman?” tezahuratını sinsi bir tebessümle söyleyerek ilerliyorduk…
…
Maç oynandı ve bitti, kupa yine ellerimizden gitmişti…
Tribünlerimiz güneş ışığına ve onun getirdigi olağanüstü sıcağa ramen gayet iyiydi
Aslında herşey çok iyiydi, bir tek sahada kötü olan bi futbol takımımız vardı, şu teneke zımbırtısı bu sene adaletli bi seçim yaptı ve hak edenin tarafına gitmeyi tercih etti.. Trabzonspor’u tebrik ederiz.
Moraller bozuk, “kesin büyü var.”, “lanetli bu kupa, haram bize haram!” gibi serzenişlerle ilerliyorduk fakat bir çoğumuz da alışmıştık bu alışılagelmiş sonuca normal ve soğukkanlı karşılamıştık.
Otobüsle şehir merkezine inip hem akşam yemek ziyafeti çekip hem de Balıklı Göl’ü görecektik. Yemegimizi yedikten sonra kendi çapımızda restorantın avlusunda oturduk ve yukarda yapılan sıra gecesine eşlik ettik. Grup CK ile birlikte içimizi döktük, eğlendik, türküler söyledik… Daha sonra Balıklı Göl gezisinden sonra Adana yollarına düşüyorduk otobüsü beklerken yanımıza yanaşan bi dayı ‘Şanlıurfa Fenerbahçelidir, halk Fenerbahçelidir bunları yapanlar gerçek Urfalılar degildir, kupayı kaybettik üzülmüyorum da bunları görünce üzülüyorum’ demesi herşeyi bir daha açık açık ortaya koyuyordu, dönüş vakti gelmişti artık iyisiyle kötüsüyle Şanlıurfaya veda ediyorduk..
Meşakkatli bir dönüş yolu bizleri bekliyordu, bestelerle laylay yaparak geçti Adana’ya kadar yol.
Yine sabahlayacaktık, bi çaybahçesinde oturup uzun süre herkes kendi arasında makara muhabbet yaparak vakit geçirdi daha sonra Adana hava limanına gidip uyumayı tercih edenler oldu
Bir şekilde sabahladık, yine güneş doğdu, karanlık kayboldu ortadan.
Güneşle beraber biz de uçakla yükseliyoruz gökyüzüne, üzerimizde yine çubuklu formalarla…
Fenerbahçe bu ülkenin en büyük gerçeğidir, güneşin doğması kadar normaldir şampiyon olması…
Güzel ve güneşli günler bizim olsun…
Hafta sonu Ankara’ya deplase oluyoruz, esas kupayı müzemize getirmek için…
VamosBien

06 Mayıs 2010 by admin
Dün Türkiye Kupası Finali oynandı Şanlıurfa’da, Trabzonspor ile Fenerbahçe karşı karşıya geldi. Fenerbahçe 20 küsür senedir bu kupaya uzanamıyordu, Trabzon için bu hasret çok daha kısa bir süreden ibaretti. Fenerbahçe’nin özlemi, Trabzon’un 96 yılındaki Fenerbahçe acısıyla birleştirilip bu kupa maçına gene farklı bir anlam yüklendi; zaten Fenerbahçe’nin özlemi dışında bu kupayı takip edilir kılan ne kalmıştı ki?
Maç, Fenerbahçelilerin beklemediği, Trabzonluların hayal bile edemeyeceği şekilde geçti. Ligde uzunca bir süredir anormal bir performans sergileyen Fenerbahçe uzun süre sonra ilk arızasını yaptı, bu sefer yolda kaldı. Konsantrasyon eksikliği rahatsız edici, kenar müdahaleleri tartışmaya açık gibi görünse de maç sinirinden sonra soluklanıp düşünüldüğünde bir takımın, bir yerde yorulması, tökezlemesi, hata yapması da çok yadırganacak bir durum olmasa gerek… Trabzon bunu değerlendirdi, sezonu kendi adına kurtardı. Sahadaki oyuna bakıldığında skor kimsenin itiraz edebileceği türden değildi; Trabzon’un o gün için sahada gösterebildikleri kupayı kazanmak için Fenerbahçe cephesinden daha yeterliydi. Alex’in zekası ve yeteneği, takım sahadaki duruşu ve performansı bu sefer galip gelmeye yetmedi.
Kaybetti Fenerbahçe, 20 küsür senedir olduğu gibi bu kupayı yine kazanamadı, özlem 30 seneye bir adım daha yaklaştı. Sonrasında ortaya çıkan tablo da benzer cinstendi; Fenerbahçeli hariç herkes sevindi. Beşiktaş resmi sitesinden tebrik mesajı yayınladı, kupa hasretine ilişkin geyikler gazete ve internet sayfalarında ışık hızıyla yerini aldı, rakiplerin rengi Çarşamba akşamı itibariyle bordo-mavi idi. Üzgündü Fenerbahçeli, kırgındı, yorgundu. “Keşke” ile başlayan çok cümlesi vardı Fenerbahçeli’nin söyleyeceği, sıkıntıları vardı, canı sıkkındı. Bir yandan bunları hissederken diğer yandan gururluydu; tek başınaydı çünkü, güçlüydü. Tek başına seviniyor, tek başına üzülebiliyordu; rengi her daim belliydi üstelik, sarıydı, lacivertti. Elbette Fenerbahçe’nin de çıkarları itibariyle farklı renklerin galibiyetlerine sempatiyle baktığı, farklı hesaplar yaptığı durumlar olmuyor değil; ancak başka takımın galibiyetini bu denli sahiplenmenin, o galibiyetin sahibinin yandaşlarından daha fazla sevinmenin, Fenerbahçe’nin tek başına yürüdüğü bu yoldaki büyüklüğünü ispatlamaktan başka nasıl bir izahı olabilirdi?
Dün sarı-lacivertti Fenerbahçeli’nin rengi, bugün de aynı, yarın da aynı olacak. Bu gücün karşısında, ayakta durmayı beceremeyenlerin rengi ise her daim değişmeye devam edecek; dün bordo-mavi, bugün yeşil-beyaz olanlar her hafta, her sene bu “renk esnekliği” konusunda kendilerini geliştirmeye devam edecek. Şimdi önümüzde Ankaragücü deplasmanı var; kazanmaya, şampiyon olmaya gideceğimiz bir deplasman. Sarı-lacivertlerin arasındaki yeşil-beyazları, sarı-kırmızıları, siyah-beyazları renksizleştirmeye gideceğimiz bir deplase daha… Kazanabilir Fenerbahçe, kaybedebilir de… Kazanırsa dünyalar bizim, kaybederse yine ve yalnızca “Sarı-Lacivert” bizim! Ankara’ya gidiyor Fenerbahçe, kupayı kendi müzesine getirmeye…
VamosBien
06 Mayıs 2010 by admin
Final serisinin başlamasına saatler kala seriyle ilgili kısa bir değerlendirme yapmak lazım.
Öncelikle iki takım arasındaki son maçın, savunma ve fizik güç ağırlıklı, yüksek konsantrasyonla ve takım oyunundan hiç ödün vermeden oynanmış oluşuna bakarak, birbirinden değerli oyunculardan kurulu bu iki takımın final maratonunun Euroleague finallerini aratmayacak ölçüde sert ve mücadele düzeyi yüksek maçlara sahne olacağını beklemek yanlış olmaz.
Bizim cenahta, sezon başında bile bile bu kadronun kapasitesinin ve bu kadrodan beklentilerin altında bir hocayla yola devam edilmesi yanlıştı, bu yanlıştan dönülmeyeceğini ama bu yanlışın bir yerde patlayacağı gün gibi açıkken play-off lar arefesinde olan oldu. Şu aşamada, olanları tartışmak anlamsız. Aydın Uğuz’un görgüsüne, Fenerbahçe’liliğine, oyuncularla olan güçlü iletişimine, bu şubede yıllardır verdiği emeğe paralel olarak kazandığı deneyimine güveniyoruz.
Galatasaray cephesinde ise harcanan paralar ve yapılan önemli transferlere rağmen takım olamama sorunları çok fazla baş ağrıtırken, play-off lara girilirken ciddi bir toparlanma ve gelişme süreci yaşandığı görülüyor.
Fenerbahçe’nin rotasyonunun dar oluşu, Galatasaray’da ise zor zamanlarda sorumluluk altına girenlerin sadece yabancı oyuncular oluşu serinin gidişatını belirleyecek önemli handikaplar gibi duruyor.
Fenerbahçe, takım düzenini daha da önemlisi kadro kimyasını oturtmuş bir takım oluşuyla seriye bir adım önde başlıyor, Galatasaray son transferi Tamika Catchings’le önemli bir iş yapmış oldu. Catchings sadece önemli bir yıldız değil, savunması üst düzeyde olan ve takımını kazanmak için ateşleyebilen bir lider. Zaten Galatasaray’ın, kaliteli oyunculardan kurulu ama kolay teslim olan takım yapısında onun gibi bir lider oyuncunun eksikliği önemli bir gedikti.
Ama Catchings’in gelişiyle oyun kurucusuz bir takım olmayı seçtiler, herhalde final serisinde başlarını en çok ağrıtacak konu da bu olacaktır.
Nilay önde baskıyı yiyince, çabuk oynamayı seçiyor ama Fenerbahçe gibi arı çalışkanlığında savunma yapan üç ön alan oyuncusuna (Birsel-Esmeral-Taylor) sahip Fenerbahçe karşısında Nilay’ın bu tercihi aceleci ve çok yop kaybı yapılan bir düzensizliğe tekabül edebilir.
Bu durumda Catchings’e hücumda etkili olacağı alanlarda topu taşımak yerine ondan topu karşı alana götürmesini istemek Galatasaray’ın hücum planlarını alt üst edebilir.
Bu senaryonun yaşanmasını bekleyebiliriz. Ama bizim takımın rotasyon sorunu, Galatasaray’ı bozacak böylesine etkili bir tam saha presi ve etkili ön alan savunmasını üst üste oynanacak 3-4 maçta uygulamayı zorlaştırabilir. Bu noktada, Begüm’ün sakatlığı beklenenden çok daha önemli bir handikap olabilir.
Herşeye rağmen kendi taraftarın önünde ve taraftar desteğini arkasına alarak oynayacak takımımızın Galatasaray karşısında bu ilk 2 maçtaki en önemli silahı guarda uygulanacak baskıyla rakibin hücum düzenini alt üst edebilme becerisi olacaktır.
Sezon başında Galatasaray’a oranla en büyük zaafı pota altında yaşadığımız söylenebilir. Ebony’nin dönüşüyle birlikte bu handikap büyük oranda giderildi. Yine de Galatasaray’a oranla şutu, çabukluğu, ikili oyunları oynama becesi daha yüksek oyunculara sahip olmamıza rağmen Galatasaray’ın uzunlarının sertliği ve yer tutma becerilerinin özellikle onlara hücum ribaundlarında önemli bir avantaj sağladığını söylemek lazım.
Savunmada çok fazla ribaunt vermek bazen her şeyi alt üst edebiliyor. Rakibinizin tüm hücum silahlarını büyük bir özveri ve konsantrasyonla susturmayı başarmışken, bir anlık bir dikkatsizlikle onlara bir kez daha hücum etme şansı vermek kadar savunma direncinin dibine dinamit koyacak başka bir şey yoktur. Ebony sahadayken bu zaafı giderebilir ama onun kenarda olduğu sürelerde Galatasaray hücum ribauntlarıyla 2. şansları yakalayabilir.
Fenerbahçe’nin Galatasaray’a karşı en önemli avantajı, oturmuş kadrosu ve her alanda sorumluluğun tüm oyuncularla paylaşılıyor oluşuyken, Galatasaray Catchings’in liderliği, Katie Douglas’ın öldürücü şutları, Young’ın pota altındaki dağıtıcı gücü, Leuchanka’nın bizim uzunlara ters gelen sürprizleriyle üstünlük kurmaya çalışacak.
Galatasaray’ın, bu güne dek pek verim alımadığı yerli oyuncuların bu seride önemli bir atılım yaşamamaları durumunda toplamda 3 maç Fenerbahçe’ye üstünlük sağlaması pek mümkün görünmüyor.
Sert ve zor maçları daha iyi oynayan takımımızın dar rotasyon sebebiyle düzeni bozulmadığı sürece final serisinin galibi olarak ard arda 5. şampiyonluğuna ulaşacağına inanmak için çok sebebimiz var.